Tüm Yazılara Geri Dön

Hollow Knight : Boş Bir Kabuk

Hollow Knight : Boş Bir Kabuk

   Bir hikayeyi anlatmamanın, onu anlatmanın en güçlü yolu olabileceğini hiç düşündünüz mü? Geçen sene 50-60 saatimi, belki daha fazlasını gömdüğüm Hollow Knight, tam olarak bunu yapıyor. Yer yer tükenmişlik yaşadım, yolumu kaybettim, ardından başarmanın o haklı gururunu hissettim. Bugün oyunun mekaniklerine, "nasıl zıplıyoruz, nasıl vuruyoruz" kısımlarına girmeyeceğim; söz veriyorum orada her şey saat gibi işliyor. Asıl bahsetmek istediğim, oyun boyunca devasa bir puzzle'ın parçalarını zihninizde yavaş yavaş birleştirme hissi ve bunun arkasındaki o sessiz anlatı mimarisi. Hollow Knight, ne yaptığınızı, nereye gittiğinizi size dikte etmeden, ciddi bir hikayenin içinde olduğunuzu iliklerinize kadar hissettiriyor. Sonradan, biraz da okuyup araştırarak o büyük resmi çizdiğinizde ise tüyleriniz diken diken oluyor. Tüm bu deneyimi beraber değerlendirdiğimizde bir başyapıt olan bu oyunun hikayesini ve o hikayenin bendeki karşılığını, bir geliştirici ve oyuncu gözüyle buraya bırakmak istiyorum.

 

I. HALLOWNEST

   Burası bir böcekler diyarı. Dünyada başka diyarlar da var elbet ama bizim hikayemiz burada geçiyor. Hallownest'te Radiance adında bir tanrı var. Işık saçıyor, böceklere anlam veriyor, kendisine tapılmasını istiyor. Kalpleri ısıtıyor, bilinmek istiyor ve rüyalar aleminde dolaşıyor. Aslında semavi dinlerdeki tanrı konseptine çok benziyor; parlak, şatafatlı ve merkezde.

 

   Günün birinde üstün varlıklardan bir Wyrm geliyor bu diyara: Pale King. İsmi çok başarılı bence; hem ışığa yani Radiance'a mesafesini belli ediyor hem de bir tanrı olmadığını açıkça söylüyor. Neyse, bu Pale King şehirler kuruyor, makineler yapıyor, yollar inşa ediyor. Hallownest'e medeniyet getiriyor. Aklı temsil ediyor, düzen getiriyor, yasa koyuyor, bolluk yaratıyor. Açıkçası bu model, benim perspektifimden tam bir "Aydınlanma" çağına benziyor. Çünkü bu yeni düzende Radiance'a yer ver ilmiyor, dışlanıyor. Müritleri onu yavaş yavaş unutmaya başlıyor.

 

   Oyunu hatırı sayılır bir miktar oynadıktan sonra, aşağı yukarı bu anlattığım aşamadayken, Radiance unutulmayı kaldıramıyor. Pale King'i bir rakip olarak görmüyor belki ama herkes tarafından hatırlanmak istiyor, yalnızlığı kaldıramıyor. Daha da parlıyor. İnsandaki o bitmek bilmez anlam arayışı, bu evrende böceklerde patolojik bir şekilde ortaya çıkıyor ve bir enfeksiyon yayılıyor. Bu enfeksiyon bütün düzeni tehdit ediyor. Bu bana modern insanın anlam arayışı ile sekülerlik arasındaki travmasını hatırlatıyor. Ne tam teslim olabiliyoruz ne de tamamen bir robota dönüşüyoruz. Evet, çok hevesli ve iştahlı bir şekilde yaşıyoruz ama gerçekten neden yaşadığımızı, nereye gittiğimizi bir türlü çözemiyoruz.

 

   Bir de tüm bunlar yaşanırken, hatta çok daha öncesinden, ta en başından beri süregelen bir merkez daha var: "Void". Burada ışık yok, amaç yok, niyet yok, duygu yok, irade yok. Sadece potansiyel var. Kaos desen değil, devinim yok; nihilizm desen değil. Sadece hiçlik...

II. THE KNIGHT

   Pale King kurduğu düzeni korumak, enfeksiyonla mücadele etmek istiyor. Akıllı bir karakter. Bunun tek çözümünün Radiance'ı ortadan kaldırmak olduğunu anlıyor. Onunla doğrudan rekabet etmeye gözü kesmiyor belki ya da onu tamamen yok etmek istemiyor; folklorik olarak ona saygı duyuyor bile olabilir. Bu sebeplerden ötürü Radiance'ı öldürmeye yeltenmiyor, onu hapsetmek istiyor. Ama bir tanrıyı hangi mapusa sıkıştırabilirsiniz ki? O tanrı, müritlerinin kalplerinde ve rüyalarında yaşarken üstelik.

 

   Pale King, bir araç olmayan "Void"i kullanmaya karar veriyor. Bunu yapabilmek için uyguladığı yöntem ise ürkütücü: Milyonlarca çocuk yapıyor. Çocukları Void'e bırakıyor, içlerini hiçlikle dolduruyor. İradesiz, zihinsiz, sessiz, duygusuz milyonlarca çocuk. Niyeti de şu; gerçekten hiçlikten oluşan bir kabuk olursa, o belki Radiance'ı kendi içinde hapsedebilir. "İnsanın (ya da iradenin) olmadığı yerde tanrı barınabilir mi?" gibi varoluşsal bir soru aslında bu. Çok yaratıcı bulduğum, anlatımına hayran kaldığım bir detay. Teşekkürler Team Cherry!

 

   Bu çocuklara “Vessel” (kap/tas/kabuk) diyoruz. Bu organik yaratıkların yegane amacı Radiance'ı, ışığı, "anlam"ı (!) içinde hapsetmek, bunların dışında salt bir kabuk olmak. Neyse, bu acımasız üretim sürecinden sonra bir tanesi seçiliyor. Fakat Pale King tam burada bir hata yapıyor: Onu seviyor.

Bir baba olarak bu noktada empati yapabiliyorum; aidiyet, gurur ve sempati duyuyor. Onu yanına alıyor. Seviyor, eğitiyor, büyütüyor. Ona bir isim veriyor: Hollow Knight. Eğer oyunu oynamadıysanız bizim yönettiğimiz karakterin bu zat olduğunu düşünebilirsiniz ancak değil. Az daha sabır lütfen.

Pale King, Hollow Knight'ı görevine hazırlarken besleyip büyütüyor, babalık yapıyor. Hikayeye duygular tam bu noktada sızıyor. Hiçlikle dolup taşmış bu Vessel, sevgi ile "bir şey" oluyor. İsmiyle kimlik kazanıyor, ilgiyle bedeni büyüyor. Yine de hedefine doğru yol alıyor ve başarılı oluyor, Radiance'ı kendi içine hapsediyor. Pale King zafer elde ediyor ve Hollow Knight'ı çok fiyakalı bir tapınağın içine zincirliyor. Biricik evladı ne yapsın adam. Ama yaptığı hata eninde sonunda karşısına çıkıyor. Radiance, Hollow Knight'ın içindeki o "insan"ı, o irade kırıntısını buluyor. İnsanın sahip olduğu anlam zaafını kullanıyor. İçinden sızmaya başlıyor, kabuğunda çatlaklar yaratıyor. Hallownest'te tehlike çanları tekrar çalıyor ve enfeksiyon dört bir yana yayılmaya başlıyor.

 

 

   Bir gün bu diyara başka birisi daha geliyor: The Knight. İşte bizim karakterimiz. Aslında özel biri değil. Hani milyonlarca çocuk "Void"e terk edilmişti ya; zaman zaman bazıları rastgele yüzeye çıktılar, dolaştılar, yollarda yok oldular. The Knight da tam olarak bunlardan bir tanesi. Sesi yok, ismi yok, fikri, duygusu, düşüncesi yok. Seçilmemiş, sevilmemiş, kabuktan oluşan küçük bir beden sadece. İşte bu karakterin gücü tam olarak buradan, hiçbir şey olmamaktan geliyor. Her şeyi yapmaya muktedir ama hiçbir şey yapmak zorunda değil.

 

   İşte Team Cherry'nin dehası tam bu noktada, hikaye ile oyun tasarımının kesiştiği yerde parlıyor. Biz oyuncu olarak The Knight'ı kontrol etmeye başladığımızda, oyunun bize hiçbir yön işareti, bir "görev" ya da "gitmen gereken yer burası" diyen bir arayüz sunmaması tesadüf değil. Haritanın ortasına, tıpkı The Knight'ın varoluşu gibi amaçsızca bırakılıyoruz. Oyun bize "şunu yap" demiyor, çünkü karakterimizin bir iradesi veya peşinden koşacağı bir "anlamı" yok. Sadece diğer yüzeye çıkan knight'lar gibi dolaşıyoruz. Oyuncu olarak merak ediyor, farklı yollara sapıyoruz. Etrafla etkileşime girdikçe parça parça öğrenmeye başlıyoruz. Karşımıza başka böcekler çıkıyor; bizden bir şeyler istiyorlar, yardıma muhtaç kalıyorlar. Onlara temas ediyoruz. Hiç konuşmuyoruz; onlar anlatıyor, teşekkür ediyor, sitem ediyor. Biz sadece susup dinliyoruz. Ta ki bir vadede, yavaş yavaş babamızın o büyük planını öğrenene kadar. İşte o an oyuncu olarak karar veriyoruz: Abimizin nöbetini mi devralacağız, rüyalar alemine gidip Radiance’ı mı yok edeceğiz, yoksa tüm diyara hükümdar mı olacağız?

III. İnsan Olmak

   Oyun burada çok sessiz bir şey söylüyor. Neredeyse fısıltıyla.

 

   The Knight'ın ne olduğunu artık biliyoruz. Void'den yapılmış, sevilmemiş, seçilmemiş. Sesi yok, ismi yok, geçmişi yok. Pale King'in planında mükemmel bir araç çünkü içinde hiçbir şey yok, dolayısıyla kırılacak hiçbir şey de yok. Hollow Knight sevgi gördü ve kırıldı. The Knight hiçbir şey görmedi ve kırılmadı.

Ama oyun boyunca bu karaktere bir şeyler oluyor. Karşısına başka böcekler çıkıyor. Biri yolunu kaybetmiş, biri hasta, biri yalnız. The Knight konuşmuyor sadece duruyor, dinliyor, bazen yardım ediyor. Kimse ona teşekkür etmesini beklemiyor, kimse onun bir şey hissettiğini düşünmüyor zaten. Ama o orada. Temas ediyor. Ve her temas küçük bir iz bırakıyor.

 

   Quirrel var mesela. Oyunun en güzel karakterlerinden biri. The Knight'la hiç "arkadaşız" demiyorlar birbirlerine ama diyarın dört bir yanında tekrar tekrar karşılaşıyorlar. Her karşılaşmada Quirrel biraz daha kendini buluyor, biraz daha hafifliyor. Ve en sonunda gölün başında oturup hayatının en huzurlu anını yaşıyor. The Knight orada, yanında, sessizce. Bunu neden anlatıyorum? Çünkü oyun şunu söylüyor bence: Boşluk mutlak olamaz. Temas kaçınılmazdır. Ve temas iz bırakır.

 

   Pale King'in planı teoride mükemmeldi. Gerçek anlamda boş bir varlık yarat içine giren çıkamaz, dışarısı içeri sızmaz. Ama plan şunu hesaba katmadı: Var olmak, temas etmek demek. Var olan her şey bir şeye değiyor, bir şeyden etkileniyor. Tam anlamıyla izole bir varoluş mümkün değil ne fizik buna izin veriyor ne de bu oyun.

 

   Ve işte tam burada Hollow Knight ile The Knight'ın yolları ayrılıyor. Hollow Knight dışarıdan doldu. Pale King'in sevgisi içine aktı, o sevgi Radiance için bir kapı açtı. Kırıldı, çünkü kendisi olmayan bir şeyle doldu. The Knight ise yavaş yavaş, kendi temposuyla, kendi temaslarıyla doldu. Kimse ona "şimdi hisset" demedi. Kimse ona bir kimlik giydirmedi. Sadece yürüdü, karşılaştı, durdu, devam etti. Belki özgürlük bu. Belki insan olmak da dışarıdan biçimlendirilmek değil, temastan yavaşça şekillenmektir. Sevgiyi bir dayatma olarak değil, bir iz olarak taşımak.

 

   Ama şunu da söylemek zorundayım: Bu güzelliğin bir bedeli var. Hollow Knight kırıldı çünkü insandı artık; sevilmişti, anlama muhtaç kalmıştı, Radiance'ın iradesiyle yüzleşecek gücü yoktu. İnsan olmak bu. Kırılabilmek. Zaaf taşımak. Anlam olmadan dayanamamak. The Knight ise tam bu yüzden her şeyi yapabildi. Çünkü kırılacak bir şeyi yoktu henüz. Ve ben bunu düşündükçe içime garip bir his oturuyor. The Knight'a imrenmiyorum. Ona acıyorum biraz. Çünkü o mükemmellik, o tam boşluk, o hiçbir şeye muhtaç olmama hali aslında çok yalnız bir şey.

 

   Tebessüm yok orada. Anlatacak bir hikaye yok. Kendine ait bir ses yok.

 

   Bizi boş bir kabuktan ayıran şey tam da bu zaaflarımız. Kırılabilmek. Sevgiye muhtaç olmak. Anlam olmadan duramıyor olmak. Bunlar eksikliklerimiz, evet. Ama aynı zamanda tek gerçeğimiz.

 

   İnsan bir tanrı değildir. Bu yüzden de çok güzeldir.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Giriş yaptıktan sonra bu yazıya yorum bırakabilirsiniz.

Link
Pikachu